Vecihi Hürkuş’un Hayatı

(18.01.1896 – 16.07.1969)

 

Vecihi Hürkuş’un Hayatı: Vecihi Hürkuş, 18 Ocak 1896 Cumartesi günü (06 Kanunusani 1311) İstanbul’da (Dersaadet) doğdu. Babası İstanbullu bir aileden Gümrük Müfettişi Ali Feham Bey, annesi Vidin’de doğmuş, üç yaşında İstanbul’a gelmiş Zeliha Niyir Hanım‘dır. Üç yaşında iken babası ölmüş. Çok genç yaşta dul kalan annesi ile geniş bir ailenin içinde amcalar, halalar, enişteler, yengeler, ağabeyler ve ablalar ile birlikte büyümüştür.

Bir süre sonra Harbiye’de eskrim ve resim hocası olan amcası Ahmed Şekür Bey‘in yanına sığınmışlar, sonra da annesi ve kardeşleriyle Üsküdar’a yerleşmişler. Üç kardeşin ortancası olan Vecihi çok canlı ve hareketli bir çocuktu. İlkokulu Bebek’te okudu, Üsküdar’da Füyuzati Osmaniye Rüştiye’sinde ve Üsküdar Paşakapısı İdadi’sinde okudu, sanata olan ilgisinden Tophane Sanat Okulu’na geçti ve bu mektebi bitirdi.

1912‘de Balkan Harbi’ne eniştesi Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak katıldı. Edirne’ye giren kuvvetler içinde yer aldı. Balkan Harbi sonunda İstanbul Ordu Kumandanlığı tarafından Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan oldu.

Tayyareci olmak istiyordu. Yaşı küçük olduğundan makinist mektebine aldılar. Tayyare Makinist Mektebi’nden Küçük Zabit (Gedikli/Astsubay) olarak mezun oldu. Makinist olarak Birinci Dünya Savaşı’nda Bağdat cephesine gönderildi.

Orada 2 Şubat 1916 tarihinde bir uçak kazasında yaralanarak İstanbul’a döndü.

Yeşilköy’deki Tayyare Mektebi’ne girerek tayyareci oldu. Pilot olarak ilk uçuşu 21 Mayıs 1916 tarihindedir. 15 Kasım 1916 tarihinde tayyarecilik tahsilini bitirerek pilot diplomasını aldı.

1917 sonbaharında Kafkas Cephesi‘ne, 7. Tayyare Bölüğü’ne atandı. Orada bir Rus uçağı düşürerek Kafkas Cephesi’nde uçak düşüren ilk tayyareci oldu.

8 Ekim 1917 günü bir hava savaşında yaralanarak düşünce, Rus’lara esir olmadan önce uçağını teslim etmemek için yaktı. Esir olarak Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’na gönderildi. Azeri Türklerinin yardımı ile adadan yüzerek kaçtı. Nargin Adası’nın karşısındaki Bakü, Rus işgali altında olduğundan, savaşa katılmayan İran’da karaya çıktılar. Birlikte kaçtığı istihkâm Teğmeni Salih Bey ile 2,5 ayda yaya olarak Süleymaniye üzerinden Musul’a geldiler.

İstanbul’a geldiğinde savaşın sonları idi. Başkent İstanbul Hava Müdafaa Bölüğü‘ne tayin oldu. Vecihi Bey İstanbul hava müdafaasına katıldı. İstanbul işgal edilince esaretten dönen askerlerin arasında gizlice Harem’den kalkan bir gemiyle Mudanya’ya, oradan Bursa ve Eskişehir üzerinden Konya’ya giderek Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda Vecihi Hürkuş, “Sivil Pilot”tur.

Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan, İzmir / Seydiköy Hava Meydanını işgal eden tayyareci olmuş, TBMM’den üç defa takdirname alarak kırmızı şeritli İstiklal Madalyası kazanmıştır.

Kurtuluş Savaşı içinde Akşehir’de Jandarma Komutanı Ratıp Bey’in kızı Hadiye Hanım‘la evlendi. İzmir’de Gönül, İstanbul’a döndüklerinde de Sevim isimli iki kızı olmuştur.

Savaş sonrası İzmir’de Seydiköy’de açılan tayyare okulunda yeni tayyarecileri eğitime başlamış, tam o sırada 1923 yılı başlarında İzmit mıntıkası Tayyare bölüğüne atanmış. Üç ay sonra İzmir’de Binbaşı Fazıl‘ın eğitim uçuşu sırasında düşüp ölmesiyle yeniden İzmir’e çağrılmış, kara ve deniz okulunda öğretmenliğinden başka fen işleri ile de uğraşmış. Savaşta çekilen yoklukların giderilmesi amacıyla havacılığı millileştirme düşünceleri başlamıştı.

Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu tayyaresini almaya görevlendirilmiş. Hizmet karşılığı bu uçağa “Vecihi” adının verilmesi, 1919’dan beri uçak projeleri yapan Hürkuş’ta uçak inşa etmek düşüncesini yeniden canlandırmıştır.

Ganimet olarak Yunanlılardan ellerine geçen pek çok motordan yararlanarak projesini hazırlayıp ilk uçağı Vecihi K VI‘yı imal etmiştir. Uçağı için uçuş müsaadesi istemiş, uçabilirlik sertifikası için bir teknik heyet oluşturulmuş, ancak teknik heyetin içerisinde tayyareyi uçuracak ve kontrol edecek personel bulunmadığından gecikmiştir. Sonunda teknik heyetten birinin “Vecihi, biz sana bu lisansı veremeyiz, uçağına güveniyorsan atla, uç, bizi de kurtar” sözü üzerine Hürkuş, 28 Ocak 1925‘de uçağı Vecihi K VI ile ilk uçuşunu yapar.

İzin almadan uçtuğu için cezalandırılınca, istifa ederek hava kuvvetlerinden ayrılıp Ankara’ya gider ve kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (T.T.C.) katılır. T.T.C. Fen şubesini organize etmekle görevlendirilir. Gazi Mustafa Kemal’in “İstikbal göklerdedir…” yönermesiyle havacı bir kuşak yetiştirmek için kurulan Türk Tayyare Cemiyeti, halkın bağışları ile yaşayan bir kuruluş olacaktı. Bunun için bir okul açmak, milli bir hava sanayi kurmak amacındaydı. Hürkuş, yaptığı uçağını geri alıp, T.T.C.’nin bağış toplama faaliyetlerinde kullanarak halka havacılık sevgisini aşılamak istiyordu ama uçağını geri almayı başaramadı.

Bağış toplamak için bir madalya tüzüğü hazırlandı. Bağışa göre bronz, gümüş, altın ve elmaslı madalya verilecek, 10.000 TL bağışlayanın adı da alınacak uçağa ad olarak verilecekti. Türk Tayyare Cemiyetine ilk yardım Ceyhan ilçesinden gelmiş, 10.000 TL telgrafla bağışlanmış, alınan ilk uçağa da Ceyhan adı verilmiştir. Hürkuş’un uçakla yurtiçi bağış gezileri de bu uçakla başlamıştır.

Bu arada Avrupa havacılığının incelemek için bir heyetle Hürkuş, ikinci kez Avrupa’ya gider. Almanya’da Junkers ve Rohrbach uçak fabrikalarını ziyaret ederler. Bu fabrikalar Türkiye’de anonim şirket halinde tayyare fabrikası kurmak fikrindeydiler. Fransa’da da Breguet, Potez, Hanriot gibi birçok fabrikaları ziyaret etmişler, Hürkuş da bu fabrikaların uçaklarıyla tecrübe uçuşları yapmış, Potez 25 tipindeki rekor tayyaresiyle akrobasi uçuşundan sonra fabrika tarafından Atlantik Okyanus geçiş uçuşu yapması için teklif yapılmış, fakat Fransız Aero Kulübü’nün baskısı ile teklif suya düşmüştür.

Türkiye’ye dönüşte 19 Ekim 1925’de Tayyare Cemiyeti Yönetim Kurulu istifa etmiş, cemiyetin tasarı ve projeleri suya düşmüş, elindeki tayyare, vasıta ve elemanları hava kuvvetlerine verilerek havacılıkla ilgisi kesilmiş oluyordu. Hürkuş’un da tekrar hava kuvvetlerinde görev alması istenince istifa etmiştir.

Milli Savunma Bakanlığı, Kayseri’de Tayyare Onarım ve Motor Anonim Şirketi (TOMTAŞ) adında bir fabrika kurmak için anlaşır. Hürkuş, TOMTAŞ’ın teklifini kabul ederek Almanya’ya gider. Hürkuş, Almanya’da Junkers A.20 tayyarelerinde bazı noksanlıklar bulur, onların düzeltilmesi ile Junkers A.35’lerin yapımını da üstlenir.

18 Temmuz 1926’da telgrafla memlekete çağrılır, Junkers A.35’in satın alınması için tecrübe uçuşu istenir. Junkers bu uçuşun özellikle Hürkuş tarafından yapılmasını, uçağının zamanın en modern ve yüksek ateş kudretinde iki kişilik av tayyaresi, savaşta her tarafa ateş saçabilme gücü olduğunun kanıtlanması için Fransızların gözde uçağı Nieuport Delage ile savaşını ister. 1 Ağustos 1926 da temsili savaş yapılır, savaşı Junkers A.35 ile Hürkuş kazanır.

Hürkuş yurda döndükten sonra, TOMTAŞ emrinde biri 14 kişilik 3 motorlu Junkers G.24, diğeri altı kişilik tek motorlu Junkers F.13 yolcu tayyareleriyle Ankara – Kayseri arasında ulaşım uçuşları yapar. Tarih 1927’dir. Hürkuş’un bu uçuşlarının, yurdumuzda ilk hava yolları uçuşları olduğu düşünülebilir.

Hürkuş, TOMTAŞ’a, Junkers A.35’in kanatlarına benzin depoları ilavesi ile havada kalma süresini uzatarak Ankara-Tahran uçuşunu direkt yaparak, İran devletine uçağı göstermek ve hükümetimizin rızasıyla devletimizin ihtiyacından fazlasının yabancı devletlere de satılabilmesi fikrini açmış. Bu yapılırsa hem devletimiz şereflenecek, hem de TOMTAŞ’a büyük faydası sağlayacaktı. O sırada henüz TOMTAŞ fabrikası teşekkül etmemiş ve Junkers A.35 tayyaresi de TOMTAŞ’a devredilmemiş olduğundan bu uçuşu reddedilmişti.

16 Eylül 1926 tarihinde Türkiye’de ilk paraşüt gösterisi Ankara’da yapıldı. Vecihi Hürkuş’un kullandığı Junkers F-13 uçağından Alman paraşütçü Heinke‘nin 700 m irtifadan yaptığı 178. atlayışı Gazi Mustafa Kemal ve Ankaralılar izlediler.

Milli havacılığımız için güzel bir başlangıç olan TOMTAŞ ne yazık ki 1928 yılına kadar çalışmalarına devam edebildi. Kötü yönetimi yüzünden 1928’de iflas etmiş, daha doğrusu iflas ettirilmiştir.

Hürkuş 1925’de Kurtuluş Savaşı öncesi İstanbul’da iken sevdiği, Mustafa Kemal’in yanına Anadolu’ya geçtiği için ailesi tarafından kendisine verilmeyen İhsan Hanım‘la anlaşmış, eşinden ayrılarak onunla evlenmiş ve 1927’de Perran isimli bir kızı daha doğmuştur.

Bir yıllık aradan sonra Hürkuş, Türk Hava Kurumu’ndaki eski görev yeri olan Teknik Şubeye döner.

1930 yılı Sanayi Kongresi Ankara’da toplanmış, Halkevi’nde de Yerli Mallar Sergisi açılmıştır. Hürkuş burada yerli malı uçaklarının resim ve maketleri ile üstten kanatlı kapalı kabinli Vecihi K-XI tipi uçak modelinin minyatürünü sergiler ve büyük ilgi görür. Kurumda boş durmaz, yeni uçak model ve tiplerini tasarlamaya devam eder.

1930 yılı yıllık iznini iki ay ücretsiz olarak uzatıp Kadıköy’de bir keresteci dükkânını kiralayarak, üç ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı Vecihi XIV uçağını inşa etmiştir. İlk uçuşunu 27 Eylül 1930‘da Kadıköy Fikirtepe’de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Uçak iki kişilik, tek motorlu spor ve eğitim uçağıdır. Uçağı ile birlikte uçarak Ankara’ya dönmüş, Ankara üzerinde bir gösteri yapmış, Başbakan İsmet İnönü ve bazı komutanlar tarafından uçağı incelenerek tebrik edilmiş. Uçabilirlik sertifikası verilmesi için İktisat Bakanlığı’na müracaat ederek müsaade istemiştir.

14 Ekim 1930’da, “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almış. Hürkuş, bunun üzerine bakanlık nezdinde yapılan girişimler sonucu uçağa istenen belgenin alınması amacıyla Çekoslovakya’ya gönderilmesi için müsaade almıştır. Uçak Ankara’da sökülmüş, Demiryolu vagonları ile Haydarpaşa’ya, Sirkeci’den de Prag’a gönderilmiştir.

Hürkuş, 6 Aralık 1930’da Prag’a geldiğinde henüz tayyare gelmemişti. Tayyareye ait statik raporu gibi resmi evrak önce Çek diline çevrilmiş, uçak gelince tekrar monte edilerek uçağın malzemeleri ve her türlü teknik kontrolü yapıldıktan sonra uçuşu istenmiş. Her türlü uçuş şekilleri ile uçuşun kontrolü tamamlanmıştır.

Hürkuş 23 Nisan 1931‘de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini almıştır.

25 Nisan 1931’de Çekoslovakya’dan uçarak Türkiye’ye gelmek için yola çıkıp 5 Mayıs 1931‘de Türkiye’ye gelmiştir. Hürkuş, uçağının atıl kalmaması için Posta İdaresi ile çeşitli görüşmelerde bulunur. İlk kurulmak istenen posta hattı Ankara-Erzurum ile Ankara-İstanbul arasında düşünülür.

Bu arada Türk Hava Kurumu yeni bir turne planlar. Ankara’dan başlayan uçuş Aksaray, Konya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Muğla, Aydın, Denizli, Uşak, Eskişehir, Adapazarı, İzmit ve Yeşilköy‘de tamamlanır. Uçuş büyük bir başarıyla tamamlanmıştır. Kurum şubeleri bağışlarla zenginleşmiştir, ama 3 Kasım 1931 tarihli telgrafla büyük yardımcısı makinisti Hamit’in işine son verilir Hürkuş’a ödenen uçuş tazminatı kesilerek Vecihi XIV uçağı uçuştan men edilir. Bundan sonraki uçuşların Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilecek uçakla gerçekleştirileceği bildirilir. Bu durum Hürkuş’un kurum’dan tekrar ayrılmasına neden olur.

Gezileri sırasında gençlikte oluşturduğu uçma sevgisi ile bir havacılık okulu açmayı düşünür. 21 Nisan 1932‘de İlk Türk Sivil Havacılık Okulu‘nu kurar. İkisi kız olmak üzere 12 öğrenci kaydolur. 27 Eylül 1932‘de eğitim ve öğretime başlanır. Okulun gayesi Türk gençliğini havacılığa alıştırmak, tayyareci kuşaklar yetiştirerek Türkiye Cumhuriyeti hava ordusunun yedek gücü olmaktı.

Okulun motorlu ve motorsuz iki şubesi vardı. Eğitim teorik ve uygulamalı olarak yapılıyordu. Büyük bir atölyesi vardı. Kalamış’ta bir hangar ve uçuş alanı olarak kullandıkları küçük bir sahası, bir de Fikirtepesi’nde uçuş alanları vardı.

İlk 12 öğrenci Sait, Tevfik, Muammer, Abdurrahman, Salih, Osman, Rıza, Hikmet, Hüseyin, Kenan, Eribe ve Türkiye’nin ilk kadın pilotu olan Bedriye (Gökmen) idi. Öğrencilerin eğitim sırasında hiçbir kazası olmamıştır. Zor koşullarda eğitim yaparken bazı kurumların, örneğin Tekel İdaresi’nin ve İş Bankası’nın reklâmlarını yapmış, bazı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları olmuştur.

Nuri Demirağ Bey, bir tayyare yapımı için 5.000 TL vermiş, böylece 1933’de adı “Nuri Bey” olan “Vecihi XVI” kapalı kabin uçağı yapılmıştır.

Aynı yıl tek satıhlı “Vecihi XV” uçağını da inşa etmişler ve 30 Ağustos 1933‘de iki Vecihi XIV, iki tane Vecihi XV ve Nuri Bey Vecihi XVI uçakları ile öğrencileri, İstanbul göklerinde gösteri uçuşu yapmışlar. Okulda, bir de “Vecihi SK-X” adlı, uçak motoru ile çalışan deniz botu yapılmıştır.

Öğrencilerinden Sait Bayav, Tevfik Artan, Muammer Öniz, Osman Kandemir, ilk kadın tayyarecimiz Bedriye Gökmen ve kızı (yeğeni) Eribe yalnız uçmayı başarmışlardır. Vecihi Sivil Tayyare Okulu parasal sorunlardan ve yetiştirdiği öğrencilerin diplomalarına denklik verdirememiş olmasından kapanmıştır.

1935 yılı başlarında Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca, çağrılı olarak Rusya’ya gider. Orada sivil havacılığın durumunu görür ve dönüşünde Atatürk’e anlatır. Atatürk, gezdiği her yerde kendisini havadan saygıyla izleyen, gazetelerdeki yazılardan izlediği Hürkuş hakkında da Fuat Bey’den bilgi ister. Aldığı cevaplar karşısında Büyük Atamız: “Ya, öyle mi? O halde Türk Kuşu namı ile yeni bir çalışma yolu açın ve Vecihi’den faydalanın!” emrini verir.

Hürkuş Ankara’ya çağrılır. O da uçağına atlayarak Ankara’ya gelir. Hürkuş bu durumdan çok sevinçlidir. Türk Kuşu’nda yapılması düşünülenler, onun gerçekleştirmek istediği şeylerdir.

Başöğretmen olarak amatör gençleri çalıştırmak, Etimesgut hangarlarını yapmak, yaz kampı için uçuş sahası İnönü’nün bulunması ve okulunda yetiştirdiği öğrencilerinden Sait Bayav, Tevfik Artan ve Muammer Öniz’in Rusya’ya eğitime gönderilmesi onun mutluluğu olur. Ne yazık ki 29 Ekim 1936‘da yeğeni Eribe‘nin paraşütünün açılmaması nedeniyle düşmesi ve 30 Ekim 1936 günü şehit olması onu çok üzmüştür.

Türk Hava Kurumu, 1937 sonbaharında mühendislik eğitimi için Hürkuş’u Almanya’ya gönderir. Vecihi Hürkuş, Weimar Mühendislik Mektebi‘ne ihtisas sınıfından başlatılmış, bir buçuk yıl sonra da mezun olmuştur. 27 Şubat 1939‘da Tayyare Makine Mühendisliği diplomasını almıştır. Türkiye’ye döndüğünde Bayındırlık Bakanlığına başvurarak, “Tayyare Mühendisliği Ruhsatnamesini” almak istedi. Ancak yetkililer, “iki yılda mühendis olunmaz” diye bir gerekçe ile kabul etmemişlerdir.

Mühendisliğini Danıştay kararı ile kabul ettirir. Türk Hava Kurumu’nda da yönetim değişmiş, vazifeleri başkalarına verilmiştir. O günkü koşullarda teknik imkânın olmadığı Van‘a tayin edilir. Bunun üzerine istifa ederek kurumdan ayrılır.

1942 Yılında “Vecihi Havada” kitabını yayınlar. Bu kitabında, 1915-1925 yılları arasında Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk döneminde yaşadıklarını, ilk uçağını nasıl yaptığını anlatır.

Havacılıktan uzun bir ayrılıktan sonra 1947’de Kanatlılar Birliği‘ni kurdu. Gençlerin büyük ilgi gösterdiği bir kuruluş oldu.

1948’de Türk Hava Kurumu’ndan Magister tipi bir öğrenim uçağı temin ettiler. Kızı Gönül’ün Yazı İşleri Müdürü olduğu “Kanatlılar” adlı aylık bir dergiyi, 12 sayı çıkarttılar. Büyük çoğunluğu üniversite öğrencileri olan Kanatlılar Birliği fazla yaşayamadı.

1951‘de beş arkadaşıyla birlikte havadan zirai ilaçlama yapmak üzere “Türk Kanadı” adı ile bir şirket kurmuş, Sait Bayav ve Muammer Öniz’le İngiltere’ye giderek Auster MK-V tipi üç uçak almışlar. Türkiye’ye döndükten sonra ortaklar arasında çıkan anlaşmazlık üzerine Hürkuş, haklarından vazgeçerek şirketten ayrılır. 1952’de Paro mamasının reklâmını yapmak için tekrar İngiltere’ye giderek Percival Proctor V tipi dört kişilik hafif turist tipi tayyare alır. Bu tayyare ile değişik müesseselerin reklâmını yaptı. Paro bebek maması, Puro sabunu gibi gıda ve malzemeleri ufak kâğıt paraşütlerle uçaktan dağıtarak, kanatlarına taktığı patiskalar üzerine banka isimlerini yazarak reklâmcılık yaptı.

6 Ağustos 1954‘de “40. Hizmet Yılı“nı kutlamak için Yeşilköy Uluslararası Havaalanı’nın salonunda “Türk Havacılar Bayramı” adıyla bir jübile yapıldı.

29 Kasım 1954’de Hürkuş Hava Yolları’nı kurdu. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırdığı uçaklardan sekiz tayyare Ziraat Bankası’ndan kredi ile satın alınmıştı. Bir takım güçlüklerle uğraşarak hava yollarının sefer yapmadığı yerlere seferler koyarak, izin vermediklerinde gazete taşıyarak çalışmak istedi, ama kazalar, kaçırılmalar, sabotajlar sonunda Hürkuş Hava Yolları’nın uçakları uçuştan men edildi.

Buna rağmen elinde kalan son uçağını (TC-ERK) da Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün emrinde kullanarak Güney Doğu Anadolu’da toryum, uranyum ve fosfat arayarak zor doğa koşullarında çalıştı.

Hayatının sonlarında çok sıkıntı çekmiş, borçlandırılmış, uçamayacak duruma düşürülen uçaklarının sigorta giderleri ve bunların faizleri borcuna eklenmiş, icra takipleri, davalar neden ile vatana hizmet tertibinden kendisine bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz konmuştur.

Ankara’da anılarını yazarken, beyin kanamasından komaya girdi. Gözleri ve kalbi göklerde olan Vecihi Hürkuş, insanların aya ayak basmak üzere dünyadan ayrıldığı gün olan 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.

Ankara, Cebeci Asri Mezarlığı’nda defnedildi.

TVHMD

Vecihi Hürkuş’un Hayatı Kronolojik Anlatım Versiyonu

Kronolojik Anlatıma Git 

 

LIFE STORY of VECIHI HURKUS

(18.01.1896 – 16.07.1969)

 

Vecihi Hürkuş was born in Istanbul in 1896 (1311). His father, Feham Bey, was a customs inspector and his mother was Zeliha Niyir Hanım.  He started primary school in Bebek and continued his education at Füyuzati Osmaniye Middle School and Paşakapısı High School in Üsküdar. Due to his interest in art, he went to Tophane Art School and graduated from there.

In 1912, he joined the army of staff officer Kemal Bey, his brother-in-law, voluntarily at Balkan War and participated in the forces that entered to Edirne. He wanted to be an aviator, but he was found too young and started to go machinist school. He participated in World War I as an aircraft machinist in the Bağdat Front. He was injured in an air crash and was sent to Istanbul. In Istanbul, he graduated from flight school at Yeşilköy and became a pilot. As a pilot, his first flight was on 21st of May 1916.

He was appointed to 7th Airplane Troop to the Caucasian Front in 1917 autumn. There, he was the first pilot to shot an enemy airplane. He crashed and was injured in air fight on 8th of October 1917. After he had burned his plane, he was taken captured by Russian troops. He was sent to the Nargin Island in the Caspian Sea. With the help of Azerbaijani Turks, he escaped from there by swimming with his friend Bahattin Bey and they reached Erzurum by walking.

When he came back to Istanbul, he was appointed to troop of air defense. After Istanbul had been occupied, he escaped from Istanbul among the old captive soldiers by a ship departing from Harem. In orderly, he went to Mudanya, Bursa, and Eskişehir and joined to War of Liberation.

He was the pilot who made the first and last flight of War of Liberation and occupied the Izmir – Seydiköy Airport on his own. He got red ribboned War of Independence Medal with 3 letter of appreciation from Turkish Grand National Assembly. During the War of Independence, he was married to Hadiye Hanım, daughter of Ratıp Bey who was the gendarme commander of Akşehir. They had two daughters Gönül, born in Izmir, and Sevim, born in Istanbul.

He started to teach at Izmir-Seydiköy Flight School that was established after the war and at the beginning of 1923 he was appointed to Izmit Airplane Troop. Three months later, after Major Fazıl had died in a crash of training flight in Izmir, he was called back to Izmir. There, beyond being a teacher at land and naval schools, he worked in engineering affairs. During that time, due to observed difficulties in War of Independence, the idea of nationalization of aviation was introduced. He was charged to bring a passenger plane which was landed accidentally in Edirne. Due to his this service, plane was named with his name. This event refreshed his idea of construction of an airplane which had come since 1919.

He prepared a project and constructed his first airplane Vecihi K-VI by using engines that had been obtained from Grecian as booty. He wanted flight permission for his plane and a technical committee was established to give flight licence. However, giving this licence was delayed, because no one could fly Vecihi’s plane and make necessary controls in technical committee. He made his first flight with Vecihi K-VI on 28th of January 1925.

After he had punished for flying without permission, he left the air forces, went to Ankara and joined to Turkish Aeroplane Society. He was appointed to organize department of engineering affairs. Turkish Aeroplane Society founded with the directions of Mustafa Kemal ATATURK in order to train a new generation in awareness of importance of aviation declared by ATATURK as “Future is in the skies”. This organization was supported with public donations. Vecihi planned to get his plane back and use it in actions of collecting donations and in order to spread love of aviation in society. However, he could not be able to get his plane back.

A medal regulation was prepared in order to collect donations. According to amount of donations, bronze, silver, gold and diamond containing medals were given. Moreover, bought plane with donations would be named with the name of person who would donate 10.000 TL. First contribution came from Ceyhan town and first plane was named as Ceyhan. Vecihi started to make donation trips with this plane across the country.

Ministry of National Defense decided to establish a factory, named as plane and engine incorporated company in Kayseri. Vecihi accepted the offer of this company and was sent to Germany. In Germany, he found some deficiencies in Junkers A-20 type planes and took responsibilities of correcting them in the construction of Junkers A-35.

He called back to Turkey by telegraph on 18th of July 1926. In order to buy Junkers A-35 planes, test flight was demanded. Junkers especially wanted Vecihi to make an air war with France’s most popular plane Nieuport Delage in order to prove that Junkers A-35 was the most modern and the most effective twosome fighting plane shooting in all directions during the fight. A representative fight was held on 1th of August 1926 and Vecihi won the fight with Junkers A-35.

After he had returned to Turkey, bu order of plane and engine incorporated company, he made transportation flights between Ankara and Kayseri with 3-engined 14 passengers capacity Junkers G-24 type and single-engined 6 passengers capacity Junkers F-13 type planes. These Vecihi’s flights held in 1927 could be thought as first airline flights in Turkey.

First parachute show in Turkey was made at Ankara on 16 September 1926. German parachutist Heinke made his own 178th jump from 700 m altitude from a Junkers F-13 plane flied by Vecihi Hürkuş. This jump was watched by Mustafa Kemal ATATURK and all the residents of Ankara.

In 1925, he divorced from his wife and married to Ihsan Hanım who Vecihi had loved before War of Independence and whose family had not permitted a marriage due to Vecihi’s escape to Anatolia. In 1927, they had a daughter called Perran.

Industry congress was held in Ankara in 1930 and also exhibition of home products was organized at community centre. Vecihi exhibited pictures and models of home made planes and model of Vecihi XI which was prototype of above winged, closed cabin plane. His works took great attentions.

In 1930, he took 2 months unpaid leave more and rented a lumber store in Kadıköy. There, he had constructed first Turk civilian plane, Vecihi XIV in 3 months. He made his first flight with this plane in front of a crowd and press at Kadıköy-Fikirtepe on 27th of September 1930. It was 2 passengers capacity, single-engined, sportive, and training plane. With his plane, Vecihi made a show above Ankara. Prime Minister İsmet İnönü and some commanders investigated plane and congratulated him. He applied Ministry of Economics for getting license of flight permission.

On 14th of October 1930, he was replied as “Anyone could not be able to determine technical properties of your plane. Therefore we could not give your license of flight permission”. In order to get permission, he took his plane to Czechoslovakia by the help of ministry. He reached to Prag on 6th of December 1930. Then, all formal documents were translated into Czech language and all parts of plane were mounted. After all kinds of flights and all controls had been completed, he took the flight permission, honored with a placard on which “Long Live Turkish Aviation” was written, from authorized people ceremonially.

On 25th of April 1931, Vecihi had started to fly from Czechoslovakia and on 5th of May 1931, he reached to Turkey. He did not want his plane to be idle and made some negotiations with postal administration. At that time, Turkish Aeronautical Association was planning a new tour. This flight started from Ankara and continued with Aksaray, Konya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Muğla, Aydın, Denizli, Uşak, Eskişehir, Adapazarı, İzmit, and Yeşilköy. Tour was accomplished successfully. Agencies of association became richer with donations. However, Hamit, the machinist of Vecihi, was canned on 3th of November 1931 and flight permission of Vecihi XIV was cancelled.

With the power of created flight passion among youths during his trips, Vecihi established first civilian flight school on 21th of April 1932. Education started on 27th of September 1932. The goal of this school was making youth Turks familiar with aviation and educating new pilot generation to create backup power of Turkish air forces. School consisted of two agencies, motor-driven and without motor-driven. Education included theoretical classes and practical applications. It had a huge workshop. Also, it had a hangar and a small flying field at Kalamış and large flying fields at Fikirtepe. First 12 students were Sait, Tevfik, Muammer, Abdurrahman, Salih, Osman, Rıza, Hikmet, Hüseyin, Kenan, Bedriye, and Eribe. Any accident occurred during educations and trainings. They continued their educations under difficult conditions and at the same time they made advertisements of some associations, for instance administration of TEKEL and Isbank.

Nuri Demirağ Bey donated 5.000 TL to be used in the construction of a plane and in 1933 closed cabin Vecihi XVI was constructed and named as Nuri Bey. In the same year, also Vecihi XV was constructed. On 30th of August 1934, students of Vecihi made a flight show above Istanbul with two Vecihi XIV, two Vecihi XV, and Vecihi XVI. Moreover a boat working with aircraft engine, called Vecihi SK was constructed at Vecihi’s school.

At the beginning of 1935, Fuat Bulca, chairman of Turkish Aeronautical Association went to Russia. He observed the situation of civilian aviation there and explained them to Ataturk after he had returned. Ataturk collected information about Vecihi who he read about in newspapers and who followed him in sky when he went to somewhere. Ataturk ordered that “Create a new constitution under the name of Turk Kusu and benefit from Vecihi!” Vecihi was called to Ankara. Actions under the Turk Kusu were the things what he desired to do. He was very pleased with being principal of education, constructing Etimesgut hangars, organizing Inönü flying field as summer camp, and being sent of his old students Sait Bayav, Tevfik Artan, and Muammer Öniz to Russia for education. However, on 29th of October 1936, Eribe, his nephew had a parachute accident and died on 30th of October 1936. This event afflicted him too much.

Vecihi was sent to Germany for engineering education in 1937 autumn by Turkish Aeronautical Association. He graduated from Weimar Engineering School in 1.5 years by starting from specialization courses. On 27th of February 1939, he got diploma of aircraft mechanical engineering. With this diploma, he wanted to get license of aircraft engineering in Turkey and applied to ministry of public works. But he was refused and told that being engineer in 2 years was not possible. However, he got his license with the judgment of Council of State. At that time, management of Turkish Aeronautical Association was changed and Vecihi’s authorities were autalienated. Also he was assigned to Van where there were not any technical opportunities. Then he left Turkish Aeronautical Association.

After a long leave, in 1947, he established Kanatlılar Association. Youths were interested too much in this new association. In 1948, they obtained Magister type training plane from Turkish Aeronautical Association. They prepared 12 issues of monthly magazine “Kanatlılar” whose editor was Vecihi’s daughter, Gönül. Kanatlılar Association, mostly consisted of university students, did not live longer.

In 1951, Vecihi and his five friends established a company called “Türk Kanadı” in order to make pesticidation. In 1952, he went to England and bought 4 passengers capacity, lightly, Percival Proctor V type tourist plane to use it in advertisements of Paro baby food. He made advertisements of different associations with this plane, for instance throwing baby foods, soaps with small paper made parachutes or putting a placard, on which name of banks were written, to tail of his plane.

On 6th of August 1954, a jubilee named as “The Day of Turkish Aviators” was organized at saloon of Yeşilköy International Airport in order to celebrate 40th year of Vecihi’s aviation service.

On 29th of November 1954, he established Hürkuş Airlines by buying unused planes of Turkish Airlines with credits taken from Ziraat Bank. He wanted to make flights where the Turkish Airlines did not fly or transport newspapers when his flights were rejected. However, he faced various difficulties. After accidents, kidnappings, and sabotages, Hürkuş Airline flights were forbidden.

However, he was not demoralized and with his last plane, TC-ERK, he started to explore thourium, uranium, and phosphate of Southeast Anatolia by plane with difficult natural conditions under the order of General Directorate of Mineral Research and Exploration.

Towards to end of his life, he felt the draught. He got into debt with insurances and interests of credits of his planes which were unable to fly. Moreover, because of foreclosure suits and other suits, his salary due to the services to country was distrained.

While he was writing his memories, he fell into coma because of apoplexy. Vecihi Hürkuş, whose eyes and heart were still in sky, died at Gülhane Military Medical School on 16th of July 1969 when mankind left the earth to land moon. He was buried in Ankara, Cebeci Asri Cemetery.

TVHMD

 

Die LEBENSGESCHİCHTE von VECİHİ HÜRKUŞ

(18.1.1896 – 16.07.1969)

 

Vecihi Hürkuş wurde 1896 in İstanbul geboren. Sein Vater Herr Feham war ein Zollinspektor, seine Mutter war Frau Niyir. Als er drei Jahre alt war starb sein Vater. In Bebek ging er in die Grundschule, in Üsküdar in die Militärische Mittelschule und in Paşakapısı in das Gymnasium.

Im Jahr 1912 nahm er freiwillig neben seinem Onkel den Stabsoffizier Herr Kemal am Balkan-Krieg teil. Er befand sich unter den Kräften die in Edirne einmarschierten.

Er wollte ein Pilot werden. Da er minderjährig war wurde er in die Mechaniker Schule angenommen. Im ersten Weltkrieg wurde er an die Bagdad Front als Flugzeug Mechaniker geschickt. Er wurde während ein Flugzeug Unfall verletzt und kehrte nach İstanbul zurück. Er besuchte die Pilot Schule in Yeşilköy und wurde Pilot. Er flog das erste Mal am Mai 1916.

Im Herbst 1917 wurde er an der Kaukasischen Front in der 7. Flugstaffel eingesetzt. Er war Der erste Pilot der an der kaukasischen Front ein Flugzeug stürzte. Am 8. Oktober 1917 Wurde er während eines Luftkrieges verletzt und stürzte ab. Bevor er von den Russen in Gefangenschaft genommen wurde verbrannte er sein Flugzeug. Er wurde auf die Nargin Insel im Kaspischen Meer geschickt. Mit Hilfe der Aserbaidschaner Türken gelang es ihm Von der İnsel schwimmend zu entfliehen. Sie gingen in Iran an Land und kamen über Süleymaniye nach Mosul zu Fuß.

Nach seiner Rückkehr nach Istanbul wurde er in der Luftabwehr Kompanie eingesetzt. Nach der Besetzung von Istanbul vermischte er sich heimlich unter den Soldaten die von Der Gefangenschaft kamen und ging mit einem Schiff der von Harem Anker lichtete nach Mudanya von dort ging er über Bursa-Eskişehir nach Konya und beteiligte sich am Befreiungs-krieg.

Er war der erste und der letzte Pilot, der während des Freiheitskrieges den İzmir/Seyidköy Flugplatz besetzte. Er bekam von der Großen Türkischen Nationalversammlung drei Mal Eine Laudation und eine Unabhängigkeit Medaille mit rotem band. Während des Freiheits-Krieges heiratete er mit der Tochter Hadiye des Gendarmerie Truppenführers Ratıp. Seine Tochter Gönül kam in Izmir und seine Tochter Sevim kam in İstanbul auf die Welt.

Nach dem Krieg fing er in der neu eröffneten Flugzeug Schule mit seiner Ausbildung an, zwischenzeitlich wurde er Anfang 1923 in der Flug Kompanie im Bezirk İzmit eingesetzt. Nach dem Tod des Stabsoffiziers Fazıl während eines Ausbildungsflugs wurde er nach drei Monaten wieder nach İzmir zurückgerufen. Neben seiner Tätigkeit als Lehrer für das Heer Und Kriegsmarine kümmerte er sich auch für die Technische Abteilung. Aufgrund der Mangel die während des Krieges sich zeigten begann er sich darüber Gedanken Zu machen wie man die Luftfahrt nationalisieren könnte. Er wurde beauftragt ein Verkehrs-flugzeug der fälschlicherweise in Edirne landete zurück zu bringen.  Für seine Dienstleistungen wurde Sein Name dem Flugzeug gegeben dies führte dazu das Hürkuş, der seit 1919   Flugzeug Projekte machte, wieder auf die İdee Flugzeuge zu bauen kam. Er nützte für sein Projekt die Motoren die von den Griechen erbeutet wurden und stellte sein erstes Flugzeug Vecihi K VI her. Er forderte für sein Flugzeug Flug Erlaubnis. Das Technische Komitee versammelte sich für das Flugerlaubnis, da sich jedoch in dem Komitee niemand befand der das Flugzeug fliegen oder

Kontrollieren konnte verzögerte sich die Erlaubnis.  Hürkuş machte am 28. Januar 1925 mit seinem Flugzeug Vecihi K VI seinen ersten Flug. Er wurde bestraft weil er ohne Erlaubnis flog deshalb trennte er sich von der Luft Wehr und ging nach Ankara um sich an der neu gegründeten Türkischen Fluggesellschaft(TTC) zu beteiligen. Er wurde beauftragt die Technische  Abteilung zu organisieren. Gazi Mustafa Kemal‘ s Spruch ‚, Die Zukunft ist im Himmel‘‘ war der Ausgangspunkt der neu gegründeten Türkischen Fluggesellschaft(TTC), die mit spenden des Volkes finanziert wurde. Das Ziel war neue Generation für den Luftverkehr auszubilden. Hürkuş, wollte sein Flugzeug zurücknehmen und  TTC spenden damit er dem Volk die liebe zur Luftfahrt vermitteln konnte aber er schaffte es nicht sein Flugzeug zurück zu nehmen.

Er bereitete eine Medaillon Bestimmung vor um Spenden zu sammeln. Je nach Spende sollte ein Medaillon in Bronze, Silber, Golden oder mit Diamant vergeben werden. Bei Spenden im Wert von 10.000 TL sollte der Name des Spenders dem Flugzeug gegeben werden. Die erste Spende kam aus Ceyhan und der Name des Flugzeuges wurde Ceyhan. Herr Hürkuş begann mit diesem Flugzeug im Inland seine  Spende Touren.

Das Verteidigungsministerium einigten sich in Kayseri eine Fabrik mit dem Namen Flugzeug Reparatur und Motor Aktiengesellschaft zu gründen (TOMTAŞ).  Hürkuş nahm das Angebot von  TOMTAŞ an und ging nach Deutschland. In Deutschland fand er bei den Flugzeugen Junkers A.20 manche Fehler. Er übernahm die Verbesserung dieser Fehler und die Herstellung von Junkers A.35. Junkers verlangte bevor A.35 gekauft wird ein Probe Flug. Junkers verlangte diesen Probe Flug ins- besonders von Hürkuş, es wurde ein Kampf mit dem Favorit Flugzeug der Franzosen Nieuport Delage gewünscht. Am 1. August 1926 wurde repräsentativ gekämpft und Hürkuş gewann  den Kampf mit Junkers A.35.

Nach seiner Rückkehr in die Heimat begann er 1927 im Auftrag von TOMTAŞ mit den Flugzeugen Junkers G.24 14 sitz und 3 Motoren und Junkers F.13 Verkehrsflüge zwischen Ankara-Kayseri zu machen. Diese Flüge von Hürkuş werden in unserem Land als die ersten Fluglinien betrachtet.

1926 wurde in der Türkei die erste Fallschirm Darstellung gezeigt. Gazi Mustafa Kemal und das Volk von Ankara verfolgten den 178. Sprung von Heinke in der Höhe von 700 m von dem Flugzeug Junkers F-13 welches Hürkuş flog.

Hürkuş trennte sich von seiner Frau und heiratete mit İhsan, die er vor dem Freiheitskrieg in 1925 in İstanbul liebte aber nicht heiraten konnte weil ihre Familie, wegen seinem Auszug nach Anatolien, nicht zustimmte. 1927 kam Perran zur Welt.

1930 versammelte sich die Wirtschaft Kongress in Ankara und in den Volkshäusern wurden Landesprodukte gezeigt. Hürkuş zeigte hier die Bilder und Modelle seiner Landesprodukt Flugzeuge mit geschlossenen Kabinen und den oberen Flügel, er zeigte auch die Miniaturausgabe von seinem Flugzeug Vecichi XI welches für die beteiligten sehr interessant war.

In 1930 verlängerte er seinen Urlaub ohne Bezahlung und mietete ein Holzhändler Laden und stellte innerhalb von 3 Monaten das erste türkische Zivil Flugzeug VECİHİ XIV her. Am 27. September machte er seinen ersten Flug in Kadıköy Fikirtepe vor einer großen Menge von Menschen und Presse. Mit seinem Flugzeug zeigte er über den Wolken von Ankara eine Demonstration. Präsident İsmet İnönü und einige Truppenführer verfolgten die Demonstration und gratulierten ihn. Er beantragte vom Wirtschaftsministerium die Genehmigung seiner Flugerlaubnis.

Am 14. Oktober 1930 bekam er die Antwort das ‚, Die Erlaubnis wird nicht gegeben, da niemand gefunden wurde der die technischen Eigenschaften beurteilen kann‘‘. Mit den Bemühungen des Ministeriums erhielt Hürkuş die Erlaubnis sein Flugzeug nach Tschechoslowakei zu bringen um die gewünschten belege zu holen. In Prag wurden alle offizielle belege wie das Statische Gutachten in Tschechisch übersetzt  und nach der zusammen Montierung des Flugzeuges und der technischen  Kontrolle der Flug  verlangt. Jede Art des Fluges wurde durchgeführt und kontrolliert. Hürkuş bekam am 23. April 1931 von der Tschechoslowakischen Behörde das CINA Beleg mit der Bemerkung,,Es lebe die türkische Luftverkehr‘‘ bei einer Zeremonie die für ihn veranstaltet wurde.

Am 5 . Mai 1931 kam er von der Tschechoslowakei nach Türkei. In der Zwischenzeit plante die Türkische Luftgesellschaft eine neue Turne. Der Flug der in Ankara begann endetete erfolgreich in Yeşilköy. Die Filialen der Anstalt wurden durch die Spenden reicher aber der Maschinist Hamit wurde gekündigt. Das Flugzeug VECİHİ XIV wurde der Flug verboten.

Auf seinen Reisen vermittelte er der Jugend die Liebe zum Fliegen und gründetet am 21.April 1932 die erste Türkische Zivil Flugschule. Am 27. September 1932 begann die Schule. Das Ziel der Schule war der Türkischen Jugend das fliegen anzugewöhnen und für die Türkische Luft Wehr neue Generationen von Piloten auszubilden. Die Schule bestand aus zwei Abteilungen die eine  war mit Motor und die andere ohne Motor. Die Ausbildung erfolgte Theoretisch und praktisch. Es hatte ein großes Atelier. In Kalamış hatten sie eine  Flugzeughalle und ein kleines Gebiet den sie als Flugplatz benutzten. In Fikirtepe gab es ebenfalls einen Flugplatz. Die ersten 12 Schüler waren Sait, Tevfik, Muammer, Abdurrahman,  Salih, Osman, Rıza, Hikmet, Hüseyin, Kenan, Bedriye und Eribe. Sie wurden unter schweren Umständen ausgebildet während ihrer Ausbildung machten manche Anstalten wie Monopol Verwaltung und İş bank ihre Reklame.

Herr Nuri Demirağ gab für die Herstellung eines Flugzeuges 5.000 TL und so wurde 1933 das Flugzeug VECİHİ XVI mit geschlossener Kabine mit dem Namen ,,Nuri Bey‘‘ hergestellt. Im gleichen Jahr wurde das Flugzeug VECİHİ XV mit Einzel Oberfläche hergestellt und am 30. August 1933 zeigten die Schüler mit 2 VECİHİ XIV, zwei VECİHİ XV und VECİHİ XVI Flugzeugen über den Wolken von İstanbul eine Luftparade. In der Schule wurde auch das Boot SK-X das mit dem Motor eines Flugzeuges betrieben wurde hergestellt.

1935 ging der Präsident von THK (Türkische Luftgesellschaft) nach Russland nach seiner Rückkehr erzählte er es Atatürk. Atatürk beobachtete ihn während seiner Reisen mit Respekt in der Luft und verfolgte auch die Nachrichten die über Ihn  in den Zeitungen geschrieben wurden. Er verlangte mehr Auskunft über Hürkuş.  Unser großer Führer befahl ,,Öffnet mit dem Namen Türkkuşu (Türkischer Vogel) ein neues Arbeitsweg und profitiert von Vecihi‘‘. Hürkuş wurde nach Ankara gerufen. Was gemacht werden sollte entsprach seinem Ziel. Es würde ihn glücklich machen als Hauptlehrer Jugendliche Anfänger auszubilden, eine Flughalle in Etimesgut zu bauen, für den Sommer Camp ein Flugplatz in İnönü zu finden und die Schüler die in dieser Schule ausgebildet werden nach Russland zu schicken. Leider öffnete sich am 29. Oktober 1936 der Fallschirm seines Neffen Eribe nicht und er stürzte. Der Tod seines Neffen bedrückte ihn sehr.

Die Türkische Luftgesellschaft schickte Hürkuş zur Ausbildung als Ingenieur nach Deutschland. Vecihi Hürkuş fing in der Weimar Ingenieur Schule mit seiner Ausbildung an und machte seinen Abschluss nach 1,5 Jahren am 27. Februar 1939 erhielt er sein Diplom als Ingenieur. Nachdem er in die Türkei zurückkehrte beantragte er von dem Ministerium für öffentliche Arbeiten ,,Die Genehmigung zum Flugzeug Ingenieur‘‘. Aber die Vorgesetzten lehnten mit der Begründung ,,In zwei Jahren kann man kein Ingenieur werden‘‘ den Antrag ab. Er ging an das Oberste Verwaltungsgericht und sein Antrag wurde akzeptiert. Seine Arbeit in der Türkischen Luftgesellschaft wurde jemandem anderen gegeben. Er wurde nach Van wo es keine technischen Möglichkeiten gab versetzt. Daraufhin tritt er ab und verließ die Anstalt.

Nach der langen Trennung von der Luftfahrt gründete er die Kanatlar Birliği (Die Flügel Vereinigung). Es wurde eine Anstalt an der die Jugend großes Interesse hatte. In 1948 besorgten sie von der Türkischen Luftgesellschaft ein Ausbildungs Flugzeug in Magister Art. Sie brachten die Zeitschrift,,Kanatlılar (Mit Flügel)‘‘ deren Redakteurin seine Tochter Gönül war monatlich heraus. Es wurden 12 Ausgaben herausgebracht. Die Vereinigung ,,Kanatlılar‘‘ die hauptsächlich aus Studenten bestand konnte nicht lange überleben.

1951 gründete er die Firma ,,Türk Kanadı‘‘ um von oben Landwirtschaftliche Feldspritze zu machen. 1952 ging er nach England und erwarb ein Flugzeug in Touristenklasse. Er verteilt mit seinem Flugzeug als Reklame mit Fallschirmen aus Papier Nahrungsmittel wie Paro Baby Nahrung oder Puro Seifen. Er hängte an die Flügel seines Flugzeuges Spruchbänder mit Namen von verschiedenen Banken.

1940 machte er sein 40 Jähriges Jubiläumsfeier mit dem Namen ,,Türk Havacılar Bayramı (Das türkische Luftfahrt fest)‘‘ im Salon von einem Internationalen Flughafen in Yeşilköy.

1954 gründete er die Hürkuş Fluglinie. Er kaufte von der Türkischen Fluglinie mit einem Kredit von Ziraat Bank acht Flugzeuge die nicht mehr geflogen wurden. Er versuchte mit großen Schwierigkeiten Flüge in Gebiete einzusetzen in denen die Türkische Luftgesellschaft nicht mehr flog, verteilte Zeitungen die nicht erlaubt waren aber Unfälle, Entführungen und Sabotagen führten dazu das die Flugzeuge von Hürkuş Luftlinie vom Luftverkehr arrestiert wurden.

Er ließ trotzdem nicht nach. Er setzte sein letztes Flugzeug (TC-ERK) für die Anstalt von Suche und Bearbeitung von Metall ein. Unter schwierigen Naturbedingungen wurden in Südost Anatolien Thorium, Uran und Phosphat gesucht.

Gegen das Ende seines Lebens hatte er sehr viele Schwierigkeiten, er war verschuldet. Die Versicherungskosten und die Zinsen seiner Flugzeuge die nicht mehr flogen, wurden zu seinen Schulden hinzugefügt. Sogar sein Gehalt welches er von dem Militärdienst Anordnung bekam wurde gepfändet.

Während  er seine Memoiren schrieb erkrankte er an einer Gehirnblutung und wurde bewusstlos. Vecihi Hürkuş dessen Leib und Seele das Fliegen war starb am 16. Juli 1969, es war der Tag an dem die Menschheit das erste Mal die Welt verlies um den Mond zu betreten, in Gülhane Medizin Akademie in Ankara und wurde in Cebeci Asri Friedhof beerdigt.

TVHMD

 

LA VIDA de VECIHI HURKUS

(18.01.1896 – 16.07.1969)

 

Vecihi Hürkuş nació en Estambul en 1896 (1311). Su padre, Feham Bey, era un inspector de aduanas y su madre era Zeliha Niyir Hanım. Comenzó la escuela primaria en Bebek y continuó su educación en la escuela secundaria de Füyuzati Osmaniye y en el liceo de Paşakapısı (Üsküdar, Estambul). Por su interés en el arte, fue a la Escuela de Arte de Tophane y se graduó de allí.

En 1912, se unió al ejército como oficial de estado mayor de Kemal Bey, su cuñado, y participó como voluntario en la Guerra de los Balcanes estando en las fuerzas que entraron a Edirne. Quería ser un aviador, pero fue rechazado por ser demasiado joven, así que estudió mecánica. Participó en la Primera Guerra Mundial como maquinista de aviones en el frente de Bagdad. Fue herido en un accidente aéreo y fue enviado a Estambul. En Estambul, se graduó de la escuela de aviación en Yeşilköy y llegó a ser piloto. Como piloto realizó su primer vuelo en el 21 de mayo de 1916.

En el otoño de 1917 ha sido designadó al séptimo cuerpo de aviación en el frente caucásico. Allí, él ha sido el primer piloto en cazar un avión enemigo. En el 8 de octubre de 1917 en un combate aéreo se estrelló y resultó herido. Después de haber quemado su avión, fue capturado por las tropas rusas. Como captuvo fue enviado a la isla de Nargin en el mar Caspio. Con la ayuda de los turcos azerbaiyanos, escapó de allí nadando con su amigo Bahattin Bey y juntos llegaron a Erzurum caminando.

Cuando regresó a Estambul, fue nombrado miembro de la defensa aérea. Después de que Estambul fue ocupada, escapó de Estambul entre los viejos soldados cautivos en un barco que partía de Harem. Pasando por Mudanya, Bursa y Eskisehir se unió a la Guerra de Liberación.

Fue el piloto que hizo el primer y último vuelo de la Guerra de Liberación y ocupó el aeropuerto de Esmirna – Seydikoy por su cuenta. Recibió la medalla de Guerra de Independencia con una cinta roja con tres cartas de agradecimiento de la Gran Asamblea Nacional de Turquía. Durante la Guerra de la Independencia, se casó con Hadiye Hanım, hija de Ratıp Bey, que era el comandante de gendarmería de Aksehir. Tuvieron dos hijas, Gönül, nacida en Esmirna, y Sevim, nacida en Estambul.
Comenzó a enseñar en la escuela de aviación de Esmirna-Seydikoy establecido después de la guerra y, a principios de 1923, fue nombrado miembro de la Tropa de aviación de Izmit. Tres meses después, luego de la muerte del comandante Fazil n un accidente de entrenamiento, fue llamado de regreso a Esmirna. Allí, más allá de ser maestro en escuelas de tierra y marina, trabajó en asuntos de ingeniería. Durante ese tiempo, debido a las dificultades observadas en la Guerra de la Independencia, se introdujo la idea de la nacionalización de la aviación. Fue acusado de llevar un avión de pasajeros que aterrizó accidentalmente en Edirne.
Debido a este servicio suyo, el avión fue nombrado después de su nombre. Este evento refrescó su idea de 1919 de construir un avión.

Preparó un proyecto y construyó su primer avión Vecihi K-VI utilizando motores que habían sido obtenidos de Grecia como botín. Pidió permiso de vuelo para su avión y se estableció un comité técnico para otorgar la licencia de vuelo. Pero, la entrega de esta licencia se retrasó, porque nadie podía hacer volar el avión de Vecihi y ejecutar los controles necesarios en el comité técnico. Hizo su primer vuelo con Vecihi K-VI el 28 de enero de 1925.
Después de haber sido castigado por volar sin permiso, dejó las fuerzas aéreas, y se fue a Ankara y se unió a La Sociedad de Aviación Turco. Fue nombrado para organizar el departamento de asuntos de ingeniería. La Sociedad de Aviación Turco había sido fundado a partir de las instrucciones de Mustafa Kemal ATATURK con el fin de formar a una nueva generación en la conciencia de la importancia de la aviación declarada por ATATURK como “El futuro está en el cielo”. Esta organización fue apoyada con donaciones públicas. Vecihi planeó coger de nuevo su avión y usarlo en acciones de recolección de donaciones y para difundir el amor por la aviación en la sociedad. Pero, no pudo recoger de nuevo su avión.

Se preparó una regulación de medallas para recolectar donaciones. De acuerdo con la cantidad de donaciones, se entregaron medallas que contenían bronce, plata, oro y diamantes. Además, el avión comprado con donaciones se nombraría con el nombre de la persona que donaría 10.000 liras turcas. La primera contribución provino de la ciudad de Ceyhan y el primer avión se llamó Ceyhan. Vecihi comenzó a hacer viajes de donación con este avión en todo el país. El Ministerio de Defensa Nacional decidió establecer una fábrica, llamada Compañía de Aviones y Motores en Kayseri. Vecihi aceptó la oferta de esta empresa y fue enviado a Alemania. En Alemania, encontró algunas deficiencias en los aviones tipo Junkers A-20 y asumió de corregirlas en la construcción de Junkers A-35.

Llamó a Turquía por telégrafo en el 18 de julio de 1926. Para comprar aviones Junkers A-35, fue necesario ejecutar un vuelo de prueba. Junkers quería especialmente que Vecihi hiciera una guerra aérea con el avión más popular de Francia, Nieuport Delage, para demostrar que el Junkers A-35 era el avión de combate de dos caras más moderno y efectivo que disparaba en todas las direcciones durante la lucha. Una pelea representativa se llevó a cabo el 1 de agosto de 1926 y Vecihi ganó la pelea con Junkers A-35.

Después de haber regresado a Turquía, por orden de avión y empresa de Compañía de Aviones y Motores, realizó vuelos de transporte entre Ankara y Kayseri con aviones de tipo Junkers G-24 de 3 motores con capacidad para 14 pasajeros y de tipo Junkers F-13 de un solo motor con capacidad de 6 pasajeros. Estos vuelos de Vecihi en 1927 podrían considerarse como los primeros vuelos de líneas aéreas en Turquía. El primer espectáculo de paracaídas en Turquía se realizó en Ankara el 16 de septiembre de 1926. El paracaidista alemán Heinke hizo su propio 178 saltos desde 700 m de altitud desde un avión Junkers F-13 volado por Vecihi Hürkuş. Este salto fue visto por Mustafa Kemal ATATURK y todos los residentes de Ankara.
En 1925 Vecihi Hürkuş se divorció de su esposa y se casó con Ihsan Hanım, a quien Vecihi había amado antes de la Guerra de la Independencia y cuya familia no había permitido un matrimonio debido a la fuga de Vecihi a Anatolia. En 1927, tuvieron una hija llamada Perran. El congreso de industria se celebró en Ankara en 1930 y también se organizó una exposición de productos para el hogar en el centro comunitario. Vecihi exhibió imágenes y modelos de aviones de fabricación casera y el modelo de Vecihi XI, que era el prototipo del avión de cabina cerrado, alado. Sus trabajos tomaron grandes atenciones. En 1930, se tomó 2 meses de licencia no remunerada más y alquiló una maderera en Kadıköy. Allí, construyó el primer avión civil turco, Vecihi XIV, durante 3 meses. Hizo su primer vuelo con este avión frente a una multitud y prensa en Kadıkoy-Fikirtepe el 27 de septiembre de 1930. Su avión tenía capacidad para 2 pasajeros, un solo motor, y era un avión deportivo y de entrenamiento. Con su avión, Vecihi hizo un espectáculo por encima de Ankara. El primer ministro Ismet Inonu y algunos comandantes investigaron el avión y le felicitaron. Solicitó el Ministerio de Economía para obtener la licencia de permiso de vuelo.
El 14 de octubre de 1930, fue respondido como “Cualquiera no pudo determinar las propiedades técnicas de su avión. Por lo tanto, no podemos darle permiso de licencia de vuelo “. Para obtener permiso, tomó su avión a Checoslovaquia con la ayuda del ministerio. Llegó a Prag el 6 de diciembre de 1930.

Luego, todos los documentos formales se tradujeron al idioma checo y se fabricaron todas las partes del avión. Después de que se habían completado todos los tipos de vuelos de prueba y controles, obtuvo de personas autorizadas el permiso de vuelo en una ceremonia, honrado con un cartel en el que se escribió “Larga Vida La Aviación Turca”. El 25 de abril de 1931, Vecihi comenzó a volar desde Checoslovaquia y el 5 de mayo de 1931 llegó a Turquía. No quería que su avión estuviera inactivo e hizo algunas negociaciones con la administración postal. En ese momento, la Asociación Aeronáutica de Turquía estaba planeando una nueva gira. Este vuelo comenzó en Ankara y continuó con Aksaray, Konya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Mugla, Aydın, Denizli, Usak, Eskisehir, Adapazarı, İzmit y Yeşilkoy. El recorrido se realizó con éxito.
Las agencias de asociación se hicieron más ricas con las donaciones. Sin embargo, Hamit, el maquinista de Vecihi, ha sido despedido el 3 de noviembre de 1931 y el permiso de vuelo de Vecihi XIV fue cancelado. Aprovechando la pasión al vuelo creada entre los jóvenes durante sus viajes, Vecihi estableció la primera escuela de vuelo civil el 21 de abril de 1932. La educación comenzó el 27 de septiembre de 1932. El objetivo de esta escuela era hacer los jóvenes turcos conocer la aviación y educar nuevas generaciones de pilotos para fortalecer las fuerzas aéreas turcas. La escuela consistía en dos agencias, una para aviones con motor y otra, sin.
La educación incluyó clases teóricas y aplicaciones prácticas. Tenía un gran taller. Además, tenía un hangar, y un pequeño campo de vuelos en Kalamis y otra grandes en Fikirtepe.

Los primeros 12 estudiantes fueron Sait, Tevfik, Muammer, Abdurrahman, Salih, Osman, Riza, Hikmet, Hüseyin, Kenan, Bedriye y Eribe. Algunos accidentes ocurrieron durante las clases y entrenamientos. Continuaron su educación en condiciones difíciles y al mismo tiempo hicieron publicidad de algunas empresas, como la administración de TEKEL e Isbank. Nuri Demirağ Bey donó 5.000 liras turcas para apoyar la construcción de un avión y en 1933 se construyó Vecihi XVI con la cabina cerrada y recibió el nombre de Nuri Bey. En el mismo año, también se construyó Vecihi XV.

El 30 de agosto de 1934, los estudiantes de Vecihi hicieron un espectáculo de vuelo sobre Estambul con dos Vecihi XIV, dos Vecihi XV y un Vecihi XVI. Además, un barco que trabaja con un motor de avión, llamado Vecihi SK, fue construido en la escuela de Vecihi.

A principios de 1935, Fuat Bulca, presidente de la Asociación Aeronáutica de Turquía, viajó a Rusia. Observó la situación de la aviación civil allí y lo explicó a ATATURK después de regresar. ATATURK recopiló información sobre Vecihi al que tenía información por los periódicos y le observó en el cielo cuando fue a algún sitio. ATATURK ordenó “Crear una nueva sociedad bajo el nombre Turk Kusu (Pájaro turco) y beneficiarse de Vecihi!”. Vecihi fue llamada a Ankara. Las empresas de Turk Kusu fueron las cosas que él deseaba hacer.

Estaba muy contento de ser el director de educación, construir los hangares de Etimesgut, organizar el campo de vuelo de Inonu como campamento de verano y que sus antiguos alumnos Sait Bayav, Tevfik Artan y Muammer Oniz fueron enviados a Rusia para educación. Sin embargo, el 29 de octubre de 1936, Eribe, su sobrino tuvo un accidente en paracaídas y murió el 30 de octubre de 1936. Este evento lo afligió demasiado.

Vecihi fue enviado a Alemania para estudiar ingeniería en el otoño de 1937 por la Asociación Aeronáutica Turca. Se graduó de la Escuela de Ingeniería de Weimar en un año y medio y comenzó a recibir cursos de especialización. El 27 de febrero de 1939, obtuvo el diploma de ingeniería mecánica de aviones. Con este diploma, quería obtener una licencia de ingeniería aeronáutica en Turquía y solicitar el ministerio de obras públicas. Pero se le negó y le dijeron que ser ingeniero en dos años no era posible. Sin embargo, obtuvo su licencia con el juicio del Consejo de Estado. En ese momento, la administración de la Asociación Aeronáutica de Turquía fue cambiada y las autorizaciones de Vecihi han sido anuladas. También fue asignado a Van donde no había oportunidades técnicas. Luego dejó la Asociación Aeronáutica de Turquía.

Después de una larga ausencia, en 1947, estableció la Asociación Kanatlılar. Los jóvenes se interesaron demasiado en esta nueva asociación. En 1948, obtuvieron el avión de entrenamiento tipo Magister de la Asociación Aeronáutica Turca. Prepararon 12 números de la revista mensual “Kanatlılar” cuyo editor fue la hija de Vecihi, Gonul.
La Asociación Kanatlılar, compuesta en su mayoría por estudiantes universitarios, no vivió mucho tiempo. En 1951, Vecihi y sus cinco amigos establecieron una compañía llamada “El Ala Turco” para realizar la plaguicida.
En 1952, viajó a Inglaterra y compró el avión turístico tipo Percival Proctor V para 4 pasajeros para usarlo en publicidad de la empresa Paro de alimentación para bebés. Hizo publicidad de diferentes asociaciones con este avión, por ejemplo, arrojando alimentos para bebés, jabones con pequeños paracaídas hechos de papel o poniendo un cartel, en el nombre de los bancos que se escribieron, a la cola de su avión. El 6 de agosto de 1954, se organizó un jubileo llamado “El día de los aviadores turcos” en el salón del aeropuerto internacional de Yesilkoy para celebrar el 40º aniversario del servicio de aviación de Vecihi.

El 29 de noviembre de 1954, estableció Hurkus Aerolíneas comprando aviones no utilizados de Aerolínea nacional de Turquía con créditos adquiridos del banco Ziraat. Quería hacer vuelos en líneas donde Aerolínea nacional de Turquía no volaba ni transportaba periódicos. Sin embargo, enfrentó varias dificultades.
Después de accidentes, secuestros y sabotajes, los vuelos de Hurkus Aerolíneas fueron prohibidos. Sin embargo, no estaba desmoralizado y con su último avión, TC-ERK, comenzó a explorar thurium, uranio y fosfato del sudeste de Anatolia en avión con condiciones naturales difíciles bajo el orden de la Dirección General de Investigación y Exploración Mineral. Hacia el final de su vida, sintió la calamidad. Se endeudó con seguros e intereses de créditos de sus aviones que no podían volar.
Además, debido a juicios de ejecución hipotecaria y otros pleitos, su salario debido a los servicios prestados al país estaba muy limitado. Mientras escribía sus memorias, cayó en coma por apoplejía. Vecihi Hurkus, cuyos ojos y corazón todavía estaban en el cielo, murió en la Escuela de Medicina Militar Gulhane el 16 de julio de 1969, cuando la humanidad dejó la tierra para aterrizar en la luna. Fue enterrado en Ankara, Cebeci Asri Cemetery.

TVHMD

Pin It on Pinterest

Share This

Bunu Paylaş

Bu sayfayı takipçilerinle paylaş!